SUSTUKLARIM

SEVDİM SENİ ÇOCUK

Artık yalnız kalmanın çok da hoşuma gitmediği bir gün çocukluğum geldi oturdu karşıma. İki hoş beş ettik. Bırak havayı suyu da sen bana bunu niye yaptın, dedi. Biraz afalladım şurada güzel güzel konuşuyorduk ne yaptım ki?

Hani uyuma saati gelince yatağa gönderilen ve uyuyor gibi yapıp kapı kapanır kapanmaz kitabı eline alıp okudukça sayfalarının içinde gezinen sonra da ilerde yazacağı kitabı hayal eden kız vardı ya sen ona ne yaptın?

Ben o kız çocuğunu da hayalleri de unuttum. Evet unuttum. Ama sen biliyor musun benim başıma neler geldi?

Sana kolay olacağını kim söylemişti ki? İz bırakmadan o izi gözüne gözüne aylarca sokmadan kimse gitmezdi. Kimse kimsenin kalbinden ceketini alıp çıkıp gidemezdi. Üstüne şarkılar yazdıracak ya da beceriksizce yazılanın karşısına geçip ağlayacak sonra iyileşiyor sanıp küçücük bir iz görünce yıkılacak güçlü değilim diyecek ama bundan da utanmayacaktık. Utanmadık. Ama sen bir yerden sonra unuttun evet unuttun ama beni değil kendini unuttun. Yaşama devam etmeyi unuttun.

Biz mi? Geçip karşıma biz diye nutuk atamazsın. Biz yoktuk. Ben vardım. Herkes gibi sende güzel her şeyi alıp ‘’etliye sütlüye karışmam ben yeterince mutluyum’’ deyip kaçtın benden. Sen şanslıydın. Ağlarken bile niye demediler sana, şeker verip okşayıp sevdiler. Ben gözyaşlarından yorgan yaptım, her gece örttüm. Ben onların büyümüş güçlü sandıkları kızlarıydım. Ben düşünce herkesten önce kendine gülen çocuk düştüm de kalkamadım utancımdan.

Sen gerçekten unutmuşsun kendini. Hatırlatmamı ister misin 11 yaşında yürüyemediği için okula gidip arkadaşlarıyla oynayamayan ve camdan koşturan çocukları izleyip bunun acısını çıkaracağım diyen hallerini. Sen aylarca durup izleyen kız hani durup izlemek yoktu. Hani ilk adımı attığında artık durmayacak ve koşacaktın. Hani annenin kollarında parka gittiğinde insanların acır gözlerle baktığını hissettiğinde annenin o gözlerindeki acıyı silmek için o salıncakta ayakların kopana kadar sallanacaktın. Bir daha onların gözlerinde acı olmayacaktın. ‘’Senin kızın artık hiç yürümeyecek’’ dediklerinde annenin onlara karşı dik durduğu gibi dimdik duracaktın. Umudu hep cebinde taşıyacak ihtiyacı olan herkesle paylaşacaktın. Umarım çok paylaşıp kendi payını da ihtiyacı olan birine vermişsindir.

Ben durmadım koştum. Gözlerimi bağladılar, çarpa çarpa koştum. Bariyerler çıkardılar, düşe kalka koştum. Yolumu çıkmaz sokağa yönlendirdiler, kaybola kaybola koştum. Yolumu uzattılar, nefes nefese koştum. Ayağımı bağladılar. Koşmadım. Koşamadım. Çünkü dönüp baktığımda anladım ki gözlerimi kapatan da bendim engelleri koyan da. Yolumu bulamayıp saçmalayan da yolu bildiğim halde bilmediğim sokaklarda çıkış arayan da. Dönüp baktım ayağımda bağ bulamadım. Ben dilimde bahaneler buldum. Ben yüreğimde korkaklık buldum ve ben ayna da tanımadığım bir yansıma buldum. Ve ben o umudu hastane koridorunda bir çöp kutusuna attım çünkü bana faydası olmayan insanların cebinde kalabalıktan başka bir şey olamazdı.

Hatırlıyor musun, okulda yan sınıfta okula kıyafetleri ütüsüz ve eski gelen bir çocuk vardı. Öyle çok da arkadaşı yoktu ve hatta adını bile çok kişi bilmezdi. Bir gün okulda çocuklar ona mendil satarken araba çarptığını söylemişti. Hani sen adını bilmediğin o çocuğun adını öldüğü gün öğrenmiştin. Bir annenin ölen çocuğu için verilen parayla diğer çocuklarını mutlu etmek istediğini fark etmiştin. Bir ölümün başka hayatlara yaşama hakkı vermesine lanet etmiştin. Hayatında ilk defa mezarlığa kendi yaşında birini ziyarete gitmiştin ve özür dilemiştin. Hani bir daha bu kadar geç kalmamak için yemin etmiştin. Akrep yelkovan almış başını gidiyor. Takvim yaprakları saçılmış yollarına. Dünün bugüne karışmış. Yarının senle ilgisi yok. Geç kalıyorsun yine ve artık 13 yaşında bir çocuk da değilsin.

 Küçücük bir çocukken ne kolaydı ağlamak. Hesapsız. Sorgusuz, sualsiz. Utanmadan ağlamak. Yıllar sonra bunun bile kıymetini anlayacak zamanları yaşamak ne acı. Gizlemek gözyaşlarını. Dökülen tanelerden utanmak utandıkça yenilerini dökmek. Sonra kapıda babanı görüp sarılmak unutmak neden ağladığını. Sarılır mısın baba? Kızın unutmak istiyor neden ağladığını.

Hani bisikletten düşüp dizlerini kanatmıştın ya bak şimdi dizlerine. Sol başparmağındaki bıçak kesiğine. Sol kolundaki yara izine. Sağ bacağındaki ameliyat izine. Hepsinden bir anı kalmış gözle görülecek ama o sırada seni ağlatacak kalan çok olan acı var mı aklında. Hani nerede? Uçup gitti de mi?

Yenildim. Kendime yenildim. Kan ter içinde uyanıp bir sabah ‘’neyse her şey rüyaymış. Neyse ki rüyaymış’’ demek istedim. Güven kelimesini o kadar çok tekrar ettim ki bir süre sonra anlamını yitirdi. Güven. Güven. Güven. Güven…

İlk yüzmeyi öğrendiğin zamanı hatırlıyor musun? Tam boğulmak üzereydin. Su seni içine doğru çektikçe çırpınıyor ve kendini kurtarmak istedikçe dibe batıyordun. Gözlerin sürekli babanı arıyordu. Neden bu kadar geç kalmıştı seni kurtarmak için. Artık yalnız olduğunu anladığın anda önce sakin olmalı ve sonra kendini kurtarmak için en doğru yolu bulmalıydın. Sen doğru yolu bulmayı öğrendiğinde henüz 8 yaşındaydın. Boğulmadın. Suyu da yenmedin o gün. Sen kendi içindeki korkuyu yendin. Belki de kendini yenmenin en güzel yolunu keşfettin.

Rengârenksin çocuk. Acını da renklendirmişsin mutluluğunu da. Işıl ışılsın çocuk. Geceni de aydınlatmışsın, ruhunu da. Sevdim seni çocuk. Bu konuşmayı bitirmeyecek kadar sevdim.  Gitme kal demiyorum ama yine gel çocuk. Arayı bu kadar da uzatma. Kendime ne kadar kırgınsam sana da o kadar minnettar. Dedim ya sevdim seni çocuk. 8 yaşını da sevdim 15 yaşını da ergenliğini de. Belki 30 u sevmek için de şansım olur. Ama çocuk bil ki Çok sevdim.

SEVDİM SENİ ÇOCUK” üzerine bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.