SUSTUKLARIM

SAHİ DEDİ SUSTU

Sahi dedi kadın insanın en sevdiği nasıl ölür?

Beklerken yoğun bakım kapısında sevdiğini, kalbin yaşını bilmem de ruhun 5 yaşında oluverir. Tutar baban ellerinden seni lunaparka götürür. Sen sevinçle dalarken heyecanına oyuncakların dönüp bakarsın baban yoktur. 5 yaşında lunaparkın orta yerinde babanın olmadığını anladığında kaplar ya içini bir korku. 19 yaşında acil kapısının önünde aynı korku oturur yüreğine ama bu sefer baban sana şeker almak için gitmemiştir ve gülerek sana doğru gelmiyordur.

. . .

Sahi dedi kadın sevdiğinin ameliyat izleri bedeninde senin de hep mi kalır yüreğinde?

Benim bazen durduk yere sızlar kalbim ve sızlarken alır beni olduğum yerden bir salonda yüreği ağzında babasının ameliyattan çıkmasını bekleyen bir kızın yanına götürür. Saniyeler saat olur, dakikalar gün, saatler ay. Etraftaki kimseyi görmez de insan bir ekran karşısında bilmediği bir sürü insanın arka arkaya ismini okur. Ameliyata girdi. Ameliyattan çıktı. Babam üşüyor mudur? Canını acıttılar mı? Baba ne olur gitme. Baba lütfen bırakma.  Bazen ilahi bir güç sesini duyar, sarılacak günler armağan eder sana. Kalbin senden bağımsızdır ve aylardır attığını bile hissettirmemiştir. Herkes senin kadar şanslı değildir. Salonu bir çığlık alır. Birileri bugün maalesef çok acı bir şekilde büyür. Aklımda kızıma selam söyleyin diyen bir amcanın arkasına bakan yüz ifadesi kalır. İnsanın vücudundaki iz iyileşir de aylar sonra, peki bu kalp ne zaman iyileşir?

. . .

Sahi dedi kadın yağmur da kokan toprak kaybettiklerimizden selam mı getirir, bize?

Baharları severdi bir de onun okuduğu kitabı dinlemeyi. Sesini özler arar özledim diyemez ‘ekmek al’ gelirken derdi. Ütülerken gömleklerini ceplerine sevda sözcükleri iliştirir yaramaz çocuklar gibi bulmasını beklerdi, sabırsızlıkla. En çok kokusunu severdi en çok koklayarak boynundan öperdi. Kader alınca sevdiğini bir kazayla ondan mezar başında isyan ederken olanlara yağmur damlaları getirdi, sevdiğini ona. Kazanın alıp götürdüm sandığını yağmur taneleri çıkarıp topraktan nefes olarak vermişti, ona. İşte ondandı yağmur sonrası toprağın mis gibi kokması.

Baharları severdi bir de sevdiğini yanına getiren zamansız yağmurları.

. . .

Sahi dedi kadın ölüm varken insan neden üzer diğerini?

Gözler anlatmazmış her şeyi. Her göz de doğru konuşmazmış. Bakmak istedim bütün geçmişimin gözlerine, doğru mu bütün yaşadıklarım bilmek istedim. Anlamak istedim insanları, anlayamadım. Gözlerinin yanında yüreği de kandırırmış, insanı. Tüm değer verdiklerin kırarmış seni ve omzunda olduğunu hissettiğin eller yavaş yavaş yok olurmuş. Parça parça olurmuşsun. Her parçan başka birinde. Yıllar sonra ölümü fark edince birileri tamir etmek için kırıp döktüklerini dönermiş. Tamir edebilmek ne mümkün.

Biri içindeki çocuğu bırakmıştı köşe başında. Ürkek bir kuş gibi tedirgin bakıyordu, etrafına. Bu kadar kötü insanın olduğu bir dünya için fazla temizdi, ondan terk edilmişti, orada.

. . .

Sahi dedi kadın insanlar hep mi yalancı?

Öyle mucizeler olmadı elbet ama mutluluk geldi oturdu karşıma. Hatta çok uzak kalmak istememiş olacak ki benden kalkıp yerinden usulca oturdu yanıma. Ben inatla bakmazken dönüp ona tüm neşesiyle fısıldadı kulağıma. Sessizliğin dozunu arttırmışken neşesini saçtı etrafıma. Dün biri değersiz olduğumu tutuşturdu, apar topar avucuma. Bugün diğeri avuçlarımdan öperken ne kadar eşsiz olduğumu söyledi, tekrar tekrar bana. Döndüm baktım avuçlarıma ikisinden de iz yoktu şuan da.

. . .

Sahi dedi kadın aylar önce bir daha asla diyen kadın da mı yalancı?

Sözcükler dökülmezken aklımdan kâğıda çoktan dökülmeye başlamıştı hisler gönülden sana. İşte tesadüflere inanmakta, mavi değil o gök pembe demekte senden kalmıştı bana. Çünkü inan gökyüzünün pembe olduğu kadar doğruydu senin tesadüf olduğun şuan da. Tatlı sözlerin alırken aklımı başımdan hani âşık olmak mı artık olmaz diyen kadın çoktan akıp karışmaya başlamıştı sana. Akacak yaş kalmamıştı göz pınarlarımda ve her yaş ondan kalanı da katıp yanına süzülmüştü yanağımda. Aylar öncesinde yaprak döken ağaçlar da tomurcuk vermeye başlamamış mıydı bahar da.

. . .

Sahi dedi kadın gidersem özler misin beni?

Özlerim demedi de yokluğunu hissederim dedi. Oysa kadın duymak istedi özlendiğini. İnsan hep geç kalırdı yapmayı en çok istedikleriyle en çok sevmek istediklerine. Kadının geç kalmaya artık tahammülü yoktu adamın özleyecek zamanı. Kadın özlemişti, adam susmuştu. Kadın özlemişti, adam gitmişti. Kadın özlemeyi bırakmıştı çünkü bu hikâyelerin sonu hep aynı yazılmıştı. Galiba bu yazarların mutlu sondan haberi yok ya da mutsuz sonlar hep bizim ekranımıza düşüyor,  dedi kadın. Usulca kapattı ekranı ve boş boş baktı karşısındaki siyahlığa.

. . .

Sahi dedi kadın sustu.

Bazen insanın içindekini anlatacak derin kelimeleri ve soruları olmuyordu. Bakıyordu sadece kimine göre hiçbir şeyken onun için seneler ifade eden bir yüzüğe. Zamanında parmağından kalbine yol olan yüzük şimdi gözlerine yaş olmuştu. Her şeyken hiç olmuştu. ‘Nasıl mı olmuştu?’ dedi kadın sustu. Kadınlar bazen susardı çünkü çığlıklarını duyurmanın en etkili yolu susmaktı. Şuan milyonlarca kadın farklı duvarlar arasında susuyor. Duymuyor musun?

Susan kadının çığlıklarını duyan adam:

Sahi dedi erkekler ağlamaz yalanına inanıyor mu hala kadınlar?

Hep gitmez ki adamlar. Bazen orada senelerce bekleyeceğini bile bile arkasına bakmadan gider kadınlar. Adamın içinden parçaları da alır gider. Adamın ruhu erozyona uğrar, denize karışır. Dalga kıyıya vurunca parçaları kum tanesi olur orada kalır. Başka bir adamın gözyaşları karışır günün birinde kuma. Sahiller gözyaşlarıyla ıslanan kum taneleriyle doludur. Bilmez misin isyan eden kumların sesini bastırır dalga. Kimi romantik bulur sesi kimi anlar birinin isyanı olduğunu. Acaba bugün kaç adamın ruhu karıştı denize?

. . .

Sahi dedi kadın ve adam sustular.

Her insan doğru bildiğini yaşar ya da doğru olanı arardı. Hayatın anlamını arar bulamayınca da kızardı. Bilmezdi ki hayatın anlamı kazarak bulunmazdı. Belki de anlam insanın dünüydü. Bu günüydü. Yarına olan inancıydı. Anlam ölüm olduğunu bile bile yaşayabilmekti. Kendin kadar güvenip birine gözün kapalı gezebilmekti. Anlam utanmadan ağlayabilmek ya da ağlayan birine acımak ya da gülmek yerine eşlik edebilmekti.

Sahi dediler ve sustular çünkü gerçekten olması gerekeni ikisi de bilmiyordu.

SAHİ DEDİ SUSTU” üzerine 2 yorum

  1. Belki de anlam insanın dünüydü. Bu günüydü. Yarına olan inancıydı. Anlam ölüm olduğunu bile bile yaşayabilmekti. 👌

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.