SUSTUKLARIM

OLMASIN BU GECE

Soluksuz uyandın mı geceleri? Kan ter içinde çılgınca ne aradığını bile bilmeden etrafına bakındın mı uyanır uyanmaz? Etrafında bulamadığını yüreğindeki acı da buldun mu peki hiç? Geceyi sabah etmek sabahı yok etmek, yıkmak, yakmak, kül etmek istemedin mi aylarca? Yeniden doğmak diye bir şey olsa cesaret edip tekrar giremezdi bu beden anne rahmine. Tekrar doğmak tekrar yaşamaktı, tekrar yaşamak tekrar kanamak. Tekrar. Tekrar. Tekrar.

 . . .

Burnum kokusu dedi, kulaklarım sesi, tenim nefesi dedi ve gözlerim bir şey demeden döktü içindekileri dışarıya sessiz, içeriye kocaman bir gürültüyle. Kalbim sevgisi, beynim nefretiyle doluydu ve bu beden daha fazlasını kaldıramayacak kadar almıştı payını.

Beynim kalbime küstü, kalbim onu anlayamayacak kadar büyük bir baskı altında suçu ellerime attı. Ellerim suçunu kabul etti etmesine ama yalnız değildim dudakları da vardı dedi. Ve ruhum durun dedi, elinde valiziyle. Ben gidersem acı gidecek, ruh giderse acı da dinecek. Sonunda ruh gitti, acı dinmedi. Herkes gitti ama acı gitmedi.

. . .

. . .

İçinde boşalan yeri doldurabilir mi gözyaşların? Cevap hayırsa ağlama. İçindeki acıyı azaltıyor mu gözyaşların? Cevap hayırsa ağlama. Öleni geriye getirebiliyor mu gözyaşların? Cevap hayırsa ağlama. Senin kadar sevmediğini anladığında sevgin mi azaldı? Cevap hayırsa ağlama. Herkesin haklı olması senin hissettiklerini yok eder mi?  Cevap hayırsa ağlama.

Bütün bunların canı cehenneme mi diyorsun? Cevap evetse ağla. Ağla. Ağla. AĞLA.

. . .

. . .

. . .

Bu gece soru olmasın, bilmeyelim yarın ne olacak. Bilmeyelim bu gece eskide kalan küflü yaşanmışlığı.  Zihnimizin tozlu raflarını kurcalamayalım bu gece, ya da yeni raflar hazırlamayalım yarınlar için acelece. Bu gece soru olmasın, bilmeyelim yarın sevecek miyiz birbirimizi. Birbirimize yerler hazırlamayalım kalbimizde, bu gece yatıya kalacak planları yapmayalım zihnimizde. Bu gece soru olmasın, bilmeyelim gelecekte yaralar açacak mıyız kalplerimizde. Bilmeyelim düş kuracak mıyız, bu gece.

OLMASIN BU GECE.

. . .

. . .

. . .

Bilmediğin bir hayatın içine doğru çekildi mi ruhun? Yerinin olmadığı bir hayatta kendine sandalye çekip usulca dâhil oldun mu olaylara? Sen nesin burada dediklerinde başrol olamam, figüran değilim, dekor olmak da yakışmaz, seyirciyim deyip herkesin sesini kestin mi? Peki sonra seyirci olarak kalmanın canını sıkması ne kadar sürdü? Yerinde oturup yorum yapmak yetmedi. Sızmaya başladın hayata önce dekor oldun, sonra figüran, sonra sonra derken başrol olarak buldun kendini. Ama çok alışma bu hayatta tekrar yerin seyirci sandalyesi olacak. Bilmiyorsun ama öğrenmen yakın.

. . .

. . .

. . .

Durdum yaşadım. Düştüm yaşadım. Sustum yaşadım. Koştum yaşadım. Baktım ne yaparsam yapayım sonu yaşamak. Atladım hayat otobüsüne, yeni duraklar bulmak için, denemeye değer mi bilmeden yeniden denemek için sevmeyi, bu kez de olmadı demeyi de çantama atıp, anlatacak sözüm olsun diyerek, olmazsa oturup yazarız beğenmezsek yırtar yenisini yaşarız diye diye dolaştım. Değer miydi yazmak için? Sonuna kadar değdi, yaşadım demek için.

. . .

Bu gece soru olmasın ama bu gece son da olmasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.