SUSTUKLARIM

KİLİTLİ HAYALLER

Hiç olmadı hiç başaramadım, gerçekten mutlu olmayı. Ağız tadıyla ıslanamadım yağmur altında. Geceleri yıldız altında iliklerime kadar hissederek soğuğu gezmedim, sabahlara kadar. Sokak çalgıcılarının yanında oturup saatlerce dinleyemedim onları. Hiç nereye gittiğini bilmediğim bir otobüse atlayıp tanımadığım bir şehirde ‘günaydın’ deyip insanlara sokaklarında kaybolamadım Ya da kapatamadım o sürekli şikâyet ettiğim telefonu günlerce. Hep yetişmek zorunda olduğum bir yer, kovalamam gereken bir hayat vardı. Hiç beş saniyeden fazla bakamadım insanların gözlerine. Onlara bağlanmaktan hayatı kaçırıp onlarla kalmaktan korktum. Tüm yaşanmamışları ileriki bir tarihe erteledim, yaşayabilmek için. Ama hiç yaşayamadım. Hep bir yanım eksik kaldı. Gerçekten kelimesini hiç anlamlandıramadım. Yetişmek zorunda olduğum hayat ve mutlu etmek istediğim insanlar vardı. Yaşamak geri planda kaldı hep isyan etti, gözyaşı döktü, bazen küstü bazen somurttu ama hiç gülmedi bana.

. . .

DIŞARIDAKİ GÜRÜLTÜYÜ DİNLEMEKTEN KALBİMİZİN SESİNİ UNUTTUĞUMUZ BU DÜNYADA YİNE DE GÜZELDİ HAYAL KURMAK.

Tabi yaşamaya başlayınca iş biraz değişti, kontrolden çıktı ve sanırım sonunda bir duvara saatte 180 km hızla vurmak an meselesi.

. . .

. . .

Sen bakmıyorsun diye gökyüzünü bırakıp gider mi sanıyorsun yıldızlar? Sen duymayacak kadar gürültülüsün diye rüzgâr bu gece şarkılar söylemeyecek mi ağaçlara? Sen mutsuzsun diye rüzgârın şarkısında dans etmeyecek mi yapraklar? Senin cesaretin yok diye bu gece sevmeyecek mi sanıyorsun insanlar?

. . .

Çok güzel gözlerin var derken ne kadarını görüyorsun diye sormak gelmişti içimden. Gördüğün şekli ve rengi miydi içinde sakladıklarını da görebilmiş miydin? Susma diyordun ya hani sen benim içimdeki gürültüyü bilseydin de anlat diye ısrar eder miydin? Seni tanımak istiyorum derken ad, soyad, şehir ve ıvır zıvır şeyler mi bilmek istiyordun yoksa gerçekten bilmek istiyor muydun beni ne güldürür? Sen kilitlenmiş bir sandığı açmak istiyorum diyordun da hazır mıydın içinden çıkacakları görmeye?

Ne çok soru işareti vardı aramızda. Oysa buradaydım, gözlerim gözlerine değecek kadar yakın, elimi tutsan yapraklara eşlik edecek kadar çılgın, bir şarkıyı uydurarak sonuna kadar söyleyebilecek kadar cesur ama birini baştan sevemeyecek kadar da korkak.

Tam da buradaydın. Sözler verip beni kandıracak kadar yalancı, elimi hemen tutmak isteyecek kadar aceleci ve aynı hızla bırakacak kadar da umursamaz.

. . .

. . .

Duymak istemiyorum bu gece senden başka kimsenin sesini. Elini tutup bizim için yağdığına emin olduğum yağmurun altında senin sesinden dinleyerek en sevdiğim şarkıyı hayat bu diyorum. Duyun beni bu gece değişecek, tersine dönmeye başlayacak dünya ve mutsuzluk bu şehri ömür boyu terk edecek. Yağmur taneleriyle geldi şehrimize umut. Bırakın uyumayı gelin ve sizde payınıza düşen umut damlasını alın. Sırılsıklamım, umut akıyor paçalarımdan ve biliyorum artık hiçbir damla bu kadar anlamlı olmayacak.

. . .

Gözünden akıp yere patır patır düşen damlaları görünce anlar ki insan bir damlayla gelir umut bedene yine bir damlayla gider umut bedenden. Hiç acelesi yoktur giderken usulca süzülür kendini göstere göstere gidiyorum der ve dediği an da pat diye gider. Bir güle güle bile diyemezsin.

. . .

. . .

Geldi ve yaralarıma ilaç olmak istedi oysa ben o yaraya tuz basıyorum her an, iyileşmesin orada dursun ve bana hep yaşadıklarımı hatırlatsın diye. Zaman basıyorum yarama. İlaç mı olur zaman yoksa mikrop bu kapar onu da bekleyip göreceğiz. İkisi de kabulüm elbet. Nasıl toprağımı beğenip çiçek açtıysam, bu sene kuraklık olduğunu da yaprak dökmem ve gerekirse dallarımın kesilmesini de kabul ediyorum ama yüzsüzlüğü de yanına alıp ilk baltayı da sen vurma. Ve SEN balta vurulmuş bir ağacı sulamak için ısrar etme. Bir gün bu kadar sıkı tutunamazsam köklerime senin üzerine devrilmekten korkarım.

. . .

Yaşadıklarından pişman olmaz da insan durup durup yaşayamadıklarına, bir de gidenin yalnız gitmeyip hayallerini de yanında götürmesine ağlar.

. . .

. . .

. . .

Hiç olmadı diye başlayan cümlelerim var benim olunca da keşke olmasaydı dediğim hayallerim. Yarım bıraktığım defterlerim var benim ne okuyabildiğim ne de bitirebildiğim. Köşede tamamlanmayı bekleyen anılarım. Vakitsiz çıkışlarım var benim inerken sürekli düştüğüm, düşüp dizlerimi kanattığım. Kilitli hayallerim var benim kilidini kaybettiğim ve bulanın da bana geri getirmesini istemediğim anahtarla koruduğum gizli saklı düşlerim.

KİLİTLİ HAYALLER” üzerine bir yorum

  1. Ertelemek… Yada en doğrusu ertelenmek. O kadar çok taviz verdik ki hayata koskoca evrende; ne bizim için bir yağmur damlası düştü, ne bir yildiz kaydı bizim için, bütün sarkilar bizi değil ertelendiklerimizi anlattı. Hele o gözler … Biz baktikta o gözlere,o gözler içine almadiki bizi. Yoksa baktık,hemde herseyimizle; sevincimizle, uzuntumuzle,öfkemizle… Ama o gözler sadece boş baktı bize. Kalp … En önemlisi. Hep mi acı çekmek ister mutlu olmak varken.
    Sözün özü, biz beceremedik. Şu hayatta bencil olup kendi duygularımızı, hislerimizi savunmayı beceremedik. Biz kendimizi sevmeyi ,onemsemeyi öğrenemedik. Olmadi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.