HANGİ BEN

Durup bakınca son kez geriye. . .

İnsan hep ölmek üzere olduğunda geçmez o film şeridi gözlerinin önünden. Ben hayatımın en uzun filmini izledim gece uykularımda. Ne filmmiş ki bir türlü son yazısını da göremedim. Artık bitsin dedim. Bitsin bu film ve jenerik aksın. Bu filmdeki kişi ve kurumların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi olmasın. Hepsi hayal ürünü olsun. Hayal olsun. İnsan kendi hikâyesine dışardan bakarken tanıyamıyormuş kendisini. Tanıyamadım. Gecem aydınlanınca ve elimi yüzümü yıkayıp aklım başıma geldiğinde kimim dedim. Bir yarım cesur ve inatçı. Diğer yarım korkak. Diğer yarım yalancı. Diğer yarım pişman. Diğer yarım üzgün. Diğer yarım hatalı ve diğer yarım benden bağımsız bir ben.

 

Senin cam kenarın nasıl?

Otobüsteyim bir kış günü yanımdan geçen hayatları izliyorum, camın bana kadar olan kenarından. Benim cam kenarımda hüzün var benim cam kenarımda gözyaşı. Bir yalanla başlayan bir hikaye de tutmuşum kendime başrol yazmışım. Benim cam kenarım soğuk. Benim ceplerimde geçmişten kalan bir sürü ıvır zıvır. Üşüyen ellerimi koyacak yer bulamıyorum ceplerimde. Çıkarıyorum dünden kalan birkaç parçayı ellerime yer bulabilmek için. Ceplerimden çıkardıklarım dünüm, önümde. Yanımdan geçip giden hayat bugünüm, nefesi ensemde. Ya geleceğim? Sonra birden fark ediyorum ki yan tarafımdaki pencereden güneş sızıyor içeri. Benim ellerimi cebime saklayan kışım var cam kenarımda, yan tarafımda günü yakıp kavuran güneş. Ben hep hayatı bana ayrılan pencere kenarı sanıp oradan izlemişim oysa hayat benim pencere kenarıma sığmayacak kadar güzellikler saklıyormuş içinde. Birden dursun istiyorum otobüs. Benim yolculuğum da bilindik önceden ayarlanmış duraklar olmasın. Kimse son durak deyip indirmesin mesela. Bir sigaralık olmasın molalar. Yarım bir bardak çay kalmasın masada.

 

Durup düşününce ileriyi. . .

Unuttum dünde kalanları. Unuttum dünden bana kalanları. Ellerimi cebime saklamayı bırakıyorum artık. Bu benim kendimi aramaya başladığım dikenli yolum. Biliyorum herkes bu yolda biraz batıracak o dikenlerden. Biliyorum o dikenler kanatacak, acıtacak, geri dönmem için ağlatacak. Biliyorum herkes geçmişte bıraktım sandıklarımı sürekli önüme çıkaracak. En güvendiklerim beni tekrar yarı yolda bırakacak. Güvenip elini tuttuklarım elimi bırakacak. Durup bir gün birine kendimi anlatacağım, yalansız en masum hislerimle. Sonra bilmediğim bir zaman diliminde yalanlar eklenmiş haliyle avuçlarıma dökülecek. Hayat bana insanlara güvenme diye bağıracak ama sonra ne olacak biliyor musun? Ben yine güveneceğim. Sen bozacaksın ben tamamlayacağım ta ki o puzzledan bir parça kaybolana kadar.

 

 

Hep mi görmez insan gözünün önündekini?

Yol bitti sanıyorum. Kavuşuyorum çok iyi tanıdığım ya da tanıdığımı sandığım birine. Hani yüzünün her bir santimetresini ezbere bildiğin insanlar vardır. Senin yok mu? Bence iyi düşün mutlaka vardır. Benim de vardı yüzünü ezbere bildiğim, kalbinin her köşesini ezbere gezdiğim biri. Ben o ezbere bildiğim sokaklarda kayboldum. Öyle bir kayboldum ki kalbinin bütün ışıklarını kapattığı için günlerce, aylarca yolumu bulamadım. Ben aylarca bana ait olmayan bir kalbin sokaklarında ağladım. Düştüm. Kalktım. Bağırdım da sesimi duyuramadım. Sonra bir gün fark ettim ki kalbin benim bulunduğum sokakları karanlık sadece. Aydınlığında başka biri. Bütün ışıklar onun üstünde. Ben aylarca bir yolunu bulup beni buradan kurtarır, beni ışıksız bırakmaz diye beklerken o kalbinin sokaklarını başka insanlara açmış ve rahat rahat gezebilsinler diye aydınlatmış etrafını. Yine de yapmaz dedim. Gözlerime inanmadım. O kadar koşulsuz güveniyordum ki beklemeye devam ettim karanlığımda. Gelecek. Gelecek. Biliyorum gelecek. Dur sen söyleme ben söyleyeyim. Evet gelmedi. O gün puzzle ın benim kalbim olan kısmı kayboldu. Bulana ya da bulmak isteyene HÜKÜMSÜZDÜR.

 

Peki ya ben hangisiyim?

Karşımda duran ağaca takıldı gözlerim. Yağmurun altında bütün yapraklarını kaybetmiş çırılçıplak bir gövde. Onun kadar sağlam olabilmek isterdim. Geçmişi dökmek dallarımdan. Onun gibi olmak isterdim. Geçmiş dökülürken dallarımdan köklerimle sapasağlam kavramak toprağı. Savursun isterdim rüzgar geçmişi benden uzağa. Sonra mis gibi bir bahar havasında ilk tomurcuğumu açmak.

Yağmur tanelerine takılıyor gözlerim. Küçük tanelerin oluşturduğu birikintiler. Bir insan geliyor ve ayaklarıyla basıp dağıtıyor küçük su birikintisini oysa 10 dakikada küçük küçük dolmuştu. Kendimi bu sefer de su birikintisine benzetiyorum. Biri ayaklarıyla basıp dağıtıyor beni. İnatla yağıp tekrar doluyorum ve bir başka insan yine gelip dağıtıyor. Ben doluyorum, onlar dağıtıyor.

Ne ağaç olabiliyorum o an ne su birikintisi. Ne güçlü olabiliyorum ne de zayıf. Kim olduğumu bulamıyorum.

 

 Durup izleyince şimdiyi. . .

Sil baştan başlayamıyorum tabi çünkü henüz hafıza sildirme diye bir şey bulunmadı. İnsanlar aynı kötülükleri yapmayı bırakmadı. Kalp sadece bir organ olduğunu sadece kan pompalaması gerektiğini idrak edemedi. İnsanlar geçip karşıma onlara beni sevme şansı vermediğim için gerçekten sevilmenin ne demek olduğunu bilmediğimi iddia etti. Bir kadın geçip karşıma kandırılmanın gerçekleri yüzüne söylemekten daha güzel bir şey olduğunu savundu. Bir adam kandırılmak isteyen kadının gözlerine bakıp aşkım derken elindeki telefondan aynı kelimeyi başka kadınlara yolladı.

Peki ya SEN

BEN mi?

Sustuklarım birikti içimde. Gel bu sefer beraber ayıklayalım işe yarayanları. Ne dersin ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.