SUSTUKLARIM

HADİ KALK

Ne kadar zaman oldu dedi geçen bir arkadaşım hastane koridorunda. Çok dedim. Çok. Çok olduğunu parmak uçlarımdan saç tellerime kadar hissettirecek kadar uzun. Çünkü ben bu anı daha önce de yaşamıştım. Hastane koridorunda hiç tanımadığım insanlar ne kadar oldu bekleyeli demişti. Çok demiştim. Çok. Artık aklımı kaçırdığımı fark edip koşup yakalayacak takatim olmayacak kadar uzun.

 

 Aşk da bir hastalık hali midir dedi. Bana bu soruyu hastanede olduğumuz için mi soruyordu gerçekten konuşmak mı istiyordu yoksa ilk sorudan sonra artık konuyu kapatamıyor muydu diye düşünmek bile istemedim o an. Evet dedim aşk da bir hastalık halidir. Herkesin kendini uzman hekim ilan ettiği ama terzi kendi söküğünü dikemez diyerek tedavi edemediği bir hastalık hali. Aşk doktoru çok da bu memlekette hasta bulamadıkları için iş yapamıyorlar. Bu sektör de krizden etkilendi. İnsan aşkı tüketti. İnsan insanı tüketti ve sonunda insanlığı tükendi. Yani stoklarda aşk kalmadı ve tüketici yeni ikame yolları arıyor.

 

Belki de dedi insanlar acıdan besleniyordur. Yani dedi durup, garip bir haz veriyor olabilir mi bu durum. İnsan acının arkasına sığınıp saçmalar bilirim. Hatta en çok kendimden bilirim. Ama şunu da iyi bilirim ki o acı dediğin şey yapışınca boğazına, soluğunu kesince ve artık nefes alamadığın noktaya geldiğinde anlarsın ki o kadarda önemli değildir, hiçbir şey. Yani insan dibi görmeden yaşadığının ne derece de olduğunu bilemez. Dibi görünce anlıyorsun ki dibin 100 metre yukarısı bile daha güzel. Daha yukarısı nasıl? Onun da yukarısı. . . İşte o yüzden acı bir haz alma yöntemi değil bir uyanıştır, bana göre. İlk uyandığındaki gibi berraktır artık kafan. Dünün öğretilerini at uzun süreli belleğine, bırak acılar anısal belleğinde kalsın.

 

Var mı senin de derinlerin de böyle bir acı, dedi tüm dikkatiyle gözleri gözlerimde. Hangimizin yok ki dediğimde kaçırdı gözlerini. Eminim o da tekrar etti içinden hangimizin yok ki diye. Yakan da bizdik fotoğrafları, çeken de bizdik. Biriktiren de bizdik kutularca anıları, omuzlarımızda yük hissedip bilmediğimiz ağaçların altına gömen de. Şarkılara anlamlar yükleyip bizim şarkımız diye insanlara ballandıra ballandıra anlatan da biz, önünden geçtiğimiz bir mağaza da o şarkıyı duyunca gizlice gözyaşlarını silmeye çalışan da biz. Pazar kahvaltılarını babasıyla sohbet ettiği için sevenler de vardı aramız da. Yine babasını kaybettiği için pazarları kahvaltı yapamayanlar da. Annesi açsın diye kapıyı anahtar taşımayanlar da o anahtarın şıngırtısını çantasında hissettiğinde yüreğini acı kaplayanlar da. Sen söyle şimdi hangimizde yok ki o acı?

 

Neden hep olumsuz cümlelerin? Olumlu olan şeyleri bıraktım aylar evvel birinin avuçlarına. O da buruşturup elinde uzunca süre dolandı bilmediği sokaklar da. Sonra bilmediği bir çöp kutusuna atmış olacak ki dönüp gelmedi olumlu sandıklarım bana. Ve biliyor musun olumlu olan en çok ona yakışıyordu benim hafızamda. Başkasında büyük dururdu ve benim kesip biçecek tam üstüne denk getirecek gücüm de yoktu. Bir de ben mutlu şeyler yazamıyorum. Sanırım onları yaşamayı seviyorum. Belki de o yüzden dönüp bakınca arkama mutlu bir şey bulamıyorum. Elde avuçta sayfalarca mutsuzluk bir de altında koskocaman benim adım. Bu da benim kusurum.

 

Yeniden demiştin dedi kocaman gülümseyerek. Yeniden demedim de yeni dedim sanırım. Hiçbirine yeniden diyemem ama yeni olan herkese ve her şeye hoş geldin der, açarım kollarımı. Felsefeye girişin ilk derslerinden birinde görmüştük, Herakleitos, aynı nehirde iki defa yıkanılmaz, demişti. Nehir de aynı nehir değil ben de aynı ben değilim. Olmayalım da zaten. Önümüzde hayallerimiz var ve ne kadar olduğunu bilmediğimiz bir de zamanımız. Hadi kalk oturma. En yakın hayalinin tut ellerinden. Hadi. . .

 

Gerçekten hızlı bir hamle yaparak kalktı, yerinden. O kalkınca bende kalktım. Sarıldım. ÇOK DEĞİŞMİŞSİN DEDİ. O bir kere dedi ben bin kere duydum. O gitti ben kaldım. Uzunca bir süre kaldım. Sonra en iyi yaptığım şeyi yaptım oturdum ve yazdım. Yazdıkça hatırladım. Hatırladıkça anladım. Anladıkça kızdım. Kızdıkça kırıldım. Kırıldıkça tamir ettim derken ne demek isteğini anladım. Ben değiştim. Çok değiştim.

Sende durum ne?

 

HADİ KALK” üzerine 4 yorum

  1. Bu hayatta neye alışırsa insan öyle gidiyor…
    Mutsuzluğami alıştı öyle devam ediyor diyorlarki neden mutsuzsun diyemiyorsun desende anlamıyorlar ben mutluluğu yolda görsem tanımam diye
    Birde çok mutlular var neden hiç mutsuz olamıyorsun diyorlar demekki hiç gerek duymamış mutsuzluga onada polyanna diyorlar
    Şu hayat ne öğretirse biz ona gore sekilleniyoruz ve insanlar bilmeden hep konuşuyor mutsuzsan karamsar mutluysan polyanna sonunda tam tersini yasattimi hayat sen çok değiştin oluyor adı…

  2. Çok sevdiğim yazar oğuz atay derki; ne zaman hayata tutunmaya çalışsak hep mahrem yerleri geldi elimize… ali burak ULTAV

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.