SUSTUKLARIM

CAN KIRIKLARI

-Olur mu?

– Güzel gülüyorsun diye olur.

Oldu, olmadı, olacak demediler. Deselerdi olmazdı, biliyordu ikisi de.

.

Bir hikâye hakkım vardı, düşünmedim daldım içine. Sen hiç tanımadığın birinin hikâyesine daldın mı orta yerinden? Bilmediğin sokaklarda yalınayak, ayağına can kırıkları bata bata dolaştın mı? Geri dönme ihtimalin varken daha çok kanatmayı göze aldın mı ayaklarını? Görmediğin ama sesini çok net duyduğun bir bilinmezin seni etkisi altına almasına izin verdin mi?

. . .

Bakma bana cesur değilim, sandığın kadar bilmiyorum doğruyu, yanlışı. Bilmiyorum bu gece attığım adım ne zaman dönüp dolaşıp konacak ellerime pişmanlık olarak. Bilmek istemiyorum can kırıklarına batan ayaklarım eskisi gibi olabilecek mi ya da akan kanlar temizleyebilecek mi başkalarının kirlettiği sokaklarını. Sokaklarında dolaşmak istiyorum soluksuz adım adım ama ezberlemeden. Köşe başında yanan sokak lambasını da arkama alıp kendi gölgemi sen sanıp seni kendim sanıp tutuyorum gölgemin ellerinden ve başlıyorum anlatmaya.

. . .

. . .

– Senin yaşanmışlıklarınla kendiminkileri çarpıştırma fikri iyi gelmiyor.

– Çarpışma mı? Kavga da olduğumuzu bilmiyordum.

– Kavga mı? Hafife alma, savaştayız.

Birbirlerinin yaralarını sarma ya da orada olduğundan emin oldukları yaraları kimin açtığını bilmek gibi dertleri yoktu çünkü olsaydı olmazdı, biliyordu ikisi de.

.

Fark eder miydi yarayı açan, anlatanın hisleri bu kadar şeffafken? Hiç bu kadar net görebilmiş miydin diğerinin hislerini? Dokunsan elinde kalır diye dokunamadığın oldu mu paramparça olmuş bir kalbe? Kadın kanar biliyordun da adamın da yara bere içinde olduğunu görmen neyi değiştirdi?

. . .

Ayak izlerin ayak izlerime karıştı. Onlarca iz var sokaklarında. Sahi sen kaç sokakta ayak izini bıraktın, sen kaç can kırdın ya da can kırıklarını paramparça ettin ayakların altında, diyemiyor bazen insan. Ya sen, derse diye ödü kopuyor. Sen benim bilmek istemediğim yolum, bağlanmak istemediğim ama içinde dolaşmaktan keyif aldığım çıkmazımsın.

. . .

. . .

Sigaranın dumanı gibi çekiyordu kadını içine adam. Öyle sıkı tutuyordu ki içinde ama kadın kararlıydı gitmeye ve bir solukta çıktı içinden. Bir nefes daha çekti adam. Kadın inatçıydı ve yine aynı solukta çıktı adamın içinden. Küfrü basarken adam tekrar çekti içine, sıkıca tuttu. Çıkmayacaktı, çıkamazdı, çıkmamalıydı, yerinden. Ama kadın öyle bir çıktı ki içinden öksürükler arasında, adam soluk alabilmek için tükürdü kadını.

. . .

. . .

Kadın gözlerine saklamıştı, adamı. Adam canını acıttıkça döktü onu içinden. Ağlamamak için kendini zorlayan kadını ağlatan adam düşürdü yavaş yavaş kendini, kadının gözlerinden.

. . .

. . .

-Ne güzel senin aklınla kalbin arasında seyahat etmek. En güzel yolculuğum hem de cam kenarı. O kadar net ki gördüklerim tabi bir de hayal ettiklerim.

-Sen de benim en tatlı yolcumsun taşıdığım.

Kendi durağına gelip de inene kadar tadını çıkarıyordu. Sonunu düşünmediler ama yolun bitmemesini de hiç istemediler.

.

Yalnızlıklarını paylaşamayacak kadar bağlıydılar yalnızlıklarına ama bu hikâyenin kahramanı olmalarının zararı var mıydı? Birbirlerinin gözlerinde kendi sürgünlerinin yansımasını bulmasının nedeni neydi peki? İkisi de üçüncü bir hayattan kovulmuş dördüncü bir hayata yol almamış mıydı? Daha kaç hayata misafir olacak daha kaç hayatı kendi hayatlarına katacak sonra da söküp atacaklardı?

. . .

. . .

Kör, sağır, dilsiz aşklar bıraktım, geride. Sayfalarca hiçlik, zamansız geceler, zamana yenilmiş hisler bir de bir şarkının en can acıtan nakaratı kalmış bende.

. . .

Sarhoş bir bedenin arkasında dudağının kenarından dökülen küfür olarak kalmış sende. Döküldükçe kıyamadığın ama yine de savurmaktan çekinmediğin küfürler, dilinde.

. . .

. . .

(Biri bir cümle yazar aşkla ilgili yıllar sonra ilk kalp ağrısında o acının zerresini yaşamamış diğeri o cümleyi paylaşır en mahreminde. İşte aşk aslında yaşarken herkese farklı hissettiren ama bitince yalnız olmaktan korkanların oluşturduğu bir topluluğa dâhil olduğun, başka birinin senin yaşadıklarını yaşamış olmasının seni daha huzurlu kılmasıdır. Birinin yıkılmasının huzur verdiği illet bir şeydir yani bu aşk. Yaşarken dünyanın en güzel şeyi iken bittiğinde lanetler okunandır. Tarifi zor, yaşaması dünyanın en zevkli aksiyonu, bitmesi en tepeden dibi görmek gibidir. Korkmayın yine o dipten sizi çıkarak kadar içinizde fazla fazla olan duygudur, kendisi.)

. . .

. . .

  • Uykum geldi.
  • Uyuma demek isterdim ama hakkım olmayanı istememeyi öğreneli uzun zaman oldu.

.

Bir giden olur bir gelen, bir düşen olur bir kalkan, bir seven olur bir nefret eden, bir ağlayan olur bir ağlatan, bir yazan olur bir de yazdıran.

. . .

. . .

Sonu yoktu ama başı da olmamıştı ki. Bu tam da ortası ne başlayabildim sana ne de bitirebilirim seni.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.