BU YALNIZCA SİTEM

Karalama kağıtlarına döndü, hayatlarımız. Arada bazı hayallerden uçaklar yapıp rüzgarla gönderiyoruz. Hayatın bizi savurduğu yetmedi rüzgar da hayallerimizi savuruyor, hiç uğramadığımız sokaklara. Tanımadığımız kişilerin ellerinde oyuncak oldu, hayallerimiz. Çocukluğu başaramadık büyük olmak istedik. Büyüklüğü elimize yüzümüze bulaştırıp çocukluğa dönmek.

Kıymetini bilemedik zamanında hiçbir ŞEYİN. Aynı tadı alamadık ya da o kadar memnuniyetsiz insanlar olduk ki tadına bile bakmadan sadece beğenmedim dedik. En çok olumsuz cümleleri ekledik konuşmalarımıza.  Hiçbir marketten aldığımız dondurma küçükken yediğimiz buzdan dondurmanın yerini tutamadı. Televizyon izlerken hepimizin aklına ailecek soba önünde çayımızı yudumlarken izlediğimiz programlar geldi hem de milyonlarca alternatifimiz varken. Hiçbir kıyafeti bayramda alınan kıyafetlerini başucuna koyup sabah olması için can atan  çocuk neşesiyle giyemedik. Hepimizde her şeyin çok daha fazlası vardı. FAZLA elbise, FAZLA yiyecek, FAZLA program, FAZLA öfke, FAZLA asık surat, FAZLA tahammülsüzlük, FAZLA FAZLA. . .

TÜKETTİK.

Önce zamanı tükettik. Sonra sevgiyi ve etrafımızdaki insanları tükettik. Aşkı tükettik. Yetmedi hayalleri tükettik. Tükettikçe tükendik. Evet hepimizin akıllı telefonları, akıllı saatleri, her şeye bir tık uzak olma lüksü vardı ama bir köşe de unuttuk beynimizi. Yanlışlar yaptık. Her yanlış yeni bir yanlış adım için zemin hazırladı ve en son geldiğimiz nokta da doğru anlamını yitirip yok olmuştu. Adım adım uzaklaştık kendimizden ve kendimize dair her şeyden.

Yeni sendromlar yarattık. Tükenmişlik sendromları. Tükenmeyi bile moda haline getirdik. Onu bile allayıp pulladık. Zaten allı pullu olmayan hiçbir şey bizim mükemmel hayatlarımıza uygun olamazdı.

Tükettikçe üretmek kelimesini hayatımızdan çıkardık. Babalarımızın, annelerimizin sırtında yaşadık hayatı. Öğrenemedik, zamanımız yoktu. İzlememiz gereken videolar takip etmemiz gereken fenomenlerimiz vardı. Kopyala yapıştır hayatlar çağı. Kendi başrolümüzü verdik henüz tanımadığımız  hayatlara. Evin kendimiz için hazırladığımız, şahane mobilyalarla döşediğimiz köşesinde dünyayı önümüze getirdiğini sandığımız ekranlar karşısında tükettik ömrümüzü.

Hadi kalk diyor içimdeki ses bırak telefonu topla çantanı daha güzel bir dünya bul. Kalkıyorum dolaplara sığmayan kıyafetlerimden birini seçip altına en uygun bulduğum ayakkabımla kombinliyorum ve içimden asla giyecek bir şeyim olmadığını tekrar ediyorum sürekli. Ne yapmak için hazırlandığımı unutup birkaç arkadaşımı arıyorum alışveriş merkezinde buluşma ayarlıyoruz hemencecik. Çantama atıyorum telefonu. Sonra her ihtimale karşı taşınabilir bataryamı alıyorum yanıma. Sonra durup anlamsızca gülüyorum.

Demiştim ya ne inkar, ne itiraf bu YALNIZCA SİTEM.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.