AYAĞIMA TAŞ DEĞDİ

Uykusuz geçen kaçıncı gecemsin? Gelmesini beklediğim kaçıncı sabahım? Huzuru bulmaya geldim sana masmavi denizinin ve yemyeşil ağaçlarının arasında bırakıp derdimi öyle döneceğim kendi dünyama ya da öyle sanıyorum. Çöpe atmak için kıymetli yanımda taşımak için fazla olanları da aldım gelirken ve giderken tek döneceğim. Aldığım gibi usulca bırakacağım hepsini masmavi denizine, balıklara arkadaş olsunlar diye. Bu seferde acı verdiğini sandıklarımı bırakıp asıl acı vereni (kalbimi) alıp döneceğim kaldığım yerden yaşamaya.

. . .

Ben planlar yaparken başıma gelecekleri biri çoktan yazmış ve ben üstüme düşeni oynamak için gidiyormuşum sahneme bilmeden. Bir iki üç oyun…

. . .

. . .

Senin gözlerinde kaybettim akşam kendimi. O gözlerde usulca bıraktım cebimdekileri. Teker teker açtım bütün gizli yaralarımı, hiç düşünmeden. Utanmadan çırılçıplak kalabilmek gibidir yalansız yaşamak. Çırılçıplaktım, yalansız, saf ama utangaç. İnsan utanırmış kendine yapılan haksızlıktan. Yapan utanmazmış yaptığından ama yapılan utanırmış hayalinin yıkılmasından. Sen kaç hayal yıkmıştın yanımda hayalimi yıkanı anlattığım adam, şuan kaç kadın senin kırdıklarını toparlıyor bilmediğim sokaklarda? Sen kaç kadının önce umudu daha sonra umutsuzluğu, gözyaşı ve bir daha yapmam dediği tecrübesi oldun?

. . .

. . .

Mis gibi kokuyorsun hayat, burnumda toprak kokusu henüz usulca yağarken yağmur. Ve sen adam çok haklısın her şey yolunda giderse anlatacak neyimiz olur ki bu hayatta. Seni oradan savurmasaydı hayat, beni buraya sürüklemeseydi acı biz şuan aynı masada oturmuş bunları konuşuyor olur muyduk? Ben şuan seni anlatıyor olur muydum? Sebep gerekir yazmaya ve sen adam çokta güzel bir sebepsin harfleri getirmek için bir araya.

. . .

. . .

Biz seninle kaç saat önce tanışmıştık? Ben seni senin bana anlattığın bütün yalanlarla çok iyi tanıdığımı düşündüğümden beri tam otuz dakika geçti. Bu güzel havanın hatırına, yıldızlar bu kadar güzel parlıyor diye, yanımızda yanan ateş çok güzel manzara olduğu için sohbetimize, cebindeki sigara paketini benim astımım olduğunu öğrendiğin anda çıkartıp attın diye, herkesi susturup evet biraz da sen anlat dediğinde sesindeki samimiyet için, etrafımızdaki bütün insanları bırakıp vücut dilinin tamamıyla bana hitap ettiğin için, hiç tanımadığın halde bana benimle gelir misin diyebilecek kadar cesur olduğun için belki de inanır insan aşka. Çünkü ne kolay şey iki kadehten sonra sevmek, ilgilenmek, düşünmek ve cesur olmak. Ve evet bir insanı tanımak için bazen otuz dakika yeter bazen otuz yıl yetmez. Ve yine evet bu akşam en güzel şey benim kafam ve bunun için kadehlerce içmedim.

. . .

. . .

Ayağına taş değse dünyaları yakarım dedirtir aşk. Önce inanırsın aşka sonra güvenirsin. Zaten öyle ayakların yerden kesilir ki taş değmesi de pek mümkün olmaz ya da sen öyle sanırsın. Bir gün aynanın karşısındaki yansımana bakarsın bedenin yara bere içinde. Bu kadar yarayı nereden aldığını düşürken geçer aşk karşına ve o taşları ben atıyorum der. İşte o zaman acır canın ve sızlamaya başlar, hissetmediğin ama artık orada olduğuna emin olduğun yaralar.

. . .

. . .

Artık gün ışığı sızmaya başladı masalımıza. Gece on ikiyi vurunca saat bal kabağına dönüştü ya hani külkedisinin görkemli arabası ve insanların gözlerini alamadığı prenses eski püskü elbiselerle kaldı sokakta. Bizim masalımızda gün aydınlanmaya ve prensin aklı başına gelmeye başladı. Bizim prensin öyle prenseslerle ya da külkedisiyle işi yoktu. Zaten aşkta günümüzde öyle çok prim yapmıyordu. Asi, umursamaz, asıp kesen, vurup kıran adamların olduğu gerçek dünyamıza geri getirdi bizi güneş. Yani bu masal da pamuk prenses elmayı yedi maalesef ama prens gelip öpmeyeceğim dedi ve atına atlayıp yoluna gitti.

. . .

. . .

Ben karıştırıyorum toplamak size kaldı çünkü bende kendi yıkıntılarımın arasında debeleniyorum ve biliyorum milyonlarcayız aynı yıkık dökük hayalleri toplayıp kutulara kaldıran, parçalayan, yakan. Geçip karşısına hayallerimizin avutuyoruz onları seni yaşamanın da günü gelecek diyoruz içimizde acı yokmuş gibi. Etrafımızdaki insanlara iyiyim diyoruz her gün iyiyim ama biri de çıkıp iyi değilsin, iyi olma, zorunda değilsin, acıyı yaşamakta hakkın demiyor.

. . .

GÜNAYDIN HAYAT BEN BUGÜN DE ÇOK İYİYİM.

AYAĞIMA TAŞ DEĞDİ” ile ilgili 1 görüş

  1. Hava

    Önemli olan bu degilmi? Toparlayabilmek … hepimiz hayat karmaşasında savrulup duruyoruz ve dusecegimiz yeri hiçbirimiz bilmiyoruz. Birde şu acıdan bakalim sonbahar geldiğinde hepimiz dusecegimizi biliyoruz. Seçimler önemli biz çabuk yaprak döken bir ağaca sevdaliysak elbet düşeriz. Bunu bilir bunula yaşarız. Savruluruz toparlayamayız. Ağaç nasıl olsa yine yaprak acicak ama biz düştüğümüz yerde kalacağız . Bu sorunun cevabı varmi neden bile bile bu ağacı seçiyoruz?

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın